BAK TAVANA YiNE

"Post it"lerimden

Benden şikayet edebilmenize izin vermiyorum. Kusura bakmayın ama benden şikayetçi olamazsınız. Neden mi? Çok mu mutsuzsunuz, kendinize inancınızı mı kaybettiniz, egonuz mu zedelendi? Bilin bakalım kim var yanınızda? Kim ayağa kaldırıyor sizi? Eskisinden daha fazla inanarak kendinize. Peki benim hangi acımdan haberdarsınız? Yoo, hayır bu sizin suçunuz değil. Bunu ben yaptım. Anlattıklarım ya acılarımı kamufle etmek için daha zararsız serzenişler ya da yaşadıklarımla yoğurduğum mizah. İçinde biraz da zentinyağı var. Ama bilmeyin. Bilmenizi istemediğim sürece bilmeyin. Benden asla şikayet edemeyecekseniz en iyisi bilmeyin siz.

İçimden gelerek gülmem lazım. Bunu birinin bana acilen yapması lazım. Kendi kendime bile yapamıyorum bir kaç asırdır.

Pakette kaç dal sigara kaldığını sayıyorum. Dakikalarla çarpıp, saatlere bölüyorum. Öyle böyle bir şeyler hesaplıyorum. Böylece daha ne kadar evimden çıkmadan yaşayabilirim, fikir sahibi oluyorum. Dur bir dakika. Fazladan 2 dal sigara içmişim. Biraz uyuyayım ki zamanı telafi edeyim. Yoksa bir kaç insan görmek zorunda kalacağım. Tabii aksilikler bitecek gibi değil. Evde uğraşmadan tüketilebilecek herhangi bir gıda kalmadı. Yemek yapmak içinse hiç halim yok. Hem neme lazım mutlu falan olurum yanlışlıkla. İş alırız başımıza. 



.

Mutlu olmak için hiçbir şey yetmemeye başlıyor. Hiçbir şey istemiyorum. Sizler amaçlarınızdan soğuduğunuzda ben hep sizi kazanmak adına uğraşıyorum. Ben kaybolurken kimse yok. Toplumun kaybettiği bir ferdim. Herkes ve her şey beni kaybediyor. Odamda karanlık bir müzik yükseliyor. Benden başka kimse duymuyor. İçimde karanlık bir ruh yükseliyor. Ruhum zaman zaman beni terk ediyor. Hissetmiyorum… İnanmıyorum, güvenmiyorum, istemiyorum. Savaşacak bir neden yok. Yüzünde savaş boyaları ve elinde oyuncak bir balta ile içimde bir çocuk, bana doğru koşuyor. Kanatlarım parçalandı. Ellerim yok. Dizlerim kesiklerle dolu. İlerleyen tek şey geçmiş. Oysa geride kalması gereken de oydu. İyiliğimi kaybediyorum. Beni kaybediyorsunuz. Nefes almanın canımı en çok acıttığı yerdeyim. Aksi gibi bir de yaz geliyor. Arkadaşlar geliyor. Telefonlar susmuyor. Birileri illaki hatırlıyor. Beni mi? Beni tanıyor musun? Birinizin bile beni tanıyor olması için veremeyeceğim şey yokken, hala oyun oynuyoruz. Önemse oyunu. Ben çok önemliymişim sizin için mesela.

Maria: Şuan istediğim şeyler, sanki aslında istediklerim değil. Değişime alışamıyorum. Geçmişte istediklerim daha benim gibi… Ama emin olduğum şey, onlar artık istediklerim değil. 

Raziel: İsteklerden daha önemli şeyler var. Mesela gerçekler. Ama sen gerçekleri hiçbir zaman anlayamazsın. 

Maria: Yanlış, ben zamanı anlayamam.

Raziel: Anlaman gerekmiyor. Yetişmeye çalışma yeter. Zaten seni bırakıp gitme şansı yok saniyelerin.

Maria: Zamanı gelince gidenler ne olacak? Sen gidince ne olacak?

Raziel: Kim mutlu ki?

Maria: Mutlu olmak için neden aramayanlar.

Raziel: Yani sen mi?

Maria: Ben sadece çok yorgunum.

Ve 21. yaşıma da eriştim. Mutlu yıllar olsun bana.

Korkuyorum, uyuyamıyorum. Uyansana!

Yapamayacağın şeyleri isteme.